Cinsel İhmal ve İstismar


ÇOCUK İHMAL ve İSTİSMARI

Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre ise “Ulusal yasalarca daha genç bir yaşta reşit sayılma hariç, 18 yaşın altındaki her insan çocuk sayılır”.

“ÇOCUK” kavramı tarihte toplumun yapılarına, kültürlerine, inançlarına, ekonomilerine göre değişen bir kavramdır; çocuk doğduğu andan itibaren büyüme süreci içinde ailesiyle özellikle anne-babası ve yakın akrabaları ile kurduğu etkileşimden çıkardığı sonuçları özümseyerek kişiliğinin ve ruhsal yapısının temellerini oluşturmaktadır. Toplumların geleceği olan çocuk ve gençlerin her yönden sağlıklı yetiştirilmeleri, kişilik gelişimleri için de çok önemlidir. Çocuk ana babaya yalnızca bakım ve beslenme açısından değil aynı zamanda ilgi ve sevgi bakımından da muhtaçtır. Çocuk sevgi dolu ve huzurlu bir aile ortamında kurduğu temellerle davranışlarını, sosyal ilişkilerini ve topluma uyumunu düzenler.

Çocukta cinsel istismar yıllardır bilinen ciddi problem alanlarından biridir. Fakat son yıllarda çocuklara yönelik istismarlarda ciddi artış olduğu gözlenmektedir. Amerika’da 1998 yılında çocuk ve gençlere yönelik istismar oranlarında binde 1.6 oranında artış olduğu; ülkemizde ise Trakya Üniversitesinin yaptığı bir araştırmaya göre aile içi cinsel istismarın %1.4 olduğu bulunmuştur.

Çocuk ihmali ve istismarı çocuk haklarının korunması ve çocukların ruhsal ve fiziksel olarak sağlıklı yetişmelerinin sağlanması bakımından önemle üzerinde durulan bir konudur. Çocukların temel bakım gereksinimlerinin karşılanmasının yanı sıra, güvenli, dayanıklı ve öğrenmeye açık çocuklar olarak yetişebilmeleri için sağlıklı güven duygusu geliştirme gereksinimleri onları korumak, kollamak ve bakmakla yükümlü yetişkinler tarafından karşılanır. Çocuk ihmali ve istismarından söz edildiğinde bu temel görevlerin yerine getirilmediği ya da çocuğa yönelik kötü muamele gözlenir. Tüm bu olumsuzluklar çocuğun duygusal yaşantısını ve kişiliğini direkt olarak etkilemekte, çocuğun ilerideki yaşantısında sağlıksız bir kişilik geliştirmesine neden olabilmektedir.

ÇOCUK İHMAL ve İSTİSMARI NEDİR?

Çocuğun sağlığını, fizik ve psikolojik gelişimini olumsuz etkileyen, bir yetişkin, toplum ya da devlet tarafından bilerek ya da bilmeyerek yapılan hareket ya da davranışlara “Çocuk İstismarı” denmektedir. Çocuğun sağlığı, fiziksel veya psikolojik gelişimi için gerekli ihtiyaçların karşılanmaması ise “Çocuk İhmali” olarak tanımlanmaktadır.

Çocuk ihmali genelde ailenin, ilgili kurumların ya da devletin çocuğa karşı en temel sorumluluklarını yerine getirmemesi şeklinde tanımlanabilir. Bir bütün olarak toplum, kurumlar ve bireyler tarafından geliştirilen ihmal davranışı, çocukların eşit hak ve özgürlüklerinden yoksun bırakılması sonucunda onların en iyi düzeyde gelişebilmelerini engelleyici davranışlar olarak ortaya çıkmaktadır. Çocuğun bakım ve beslenme gereksinimlerinin yeterince karşılanmaması gerekli tıbbi müdahalelerin yapılmaması, anne baba olarak çocuğa karşı görevlerinin yeterince yerine getirilmemesi ve çocuğun tek başına bırakılması ihmal davranışına örnek olarak verilebilir.

İhmal ve istismarı birbirinden ayıran en temel nokta istismarın aktif, ihmalin ise pasif bir olgu olmasıdır. Ancak bunları birbirinden ayırmak oldukça zordur. Genel olarak 18 yaşın altında bulunan çocuklara karşı aktif olarak girişilen ve onların fiziksel, duygusal, zihinsel ve toplumsal gelişimlerini zedeleyen her türde eylem çocuk istismarı, onların beslenme, bakım, gözetim, eğitim gibi ihtiyaçlarının karşılanmaması durumları da çocuk ihmali olarak ele alınmaktadır. Yukarıda yer alan örneklerden anlaşılacağı gibi istismar aktif bir olgu iken ihmal pasiftir. Ancak her ikisinin de birlikte görüldüğü durumlar (ihmal ve istismarın beraber görülmesi) daha sıklıkla yaşanmaktadır.

Çocukların İstismar ve İhmal Edilme Nedenleri

Çocuk istismarı ve ihmalini açıklayan kuramlar; psikiyatrik, sosyolojik, sosyal-psikolojik, sosyal öğrenme ve sosyal etkileşim modeli olmak üzere beş grupta toplanabilmektedir. Bu modellerin tümü istismar ve ihmalde çocukların birlikte oldukları kişilerin (ana, baba ve diğer aile bireyleri) özelliklerinin ele alınması gerektiği tezinden hareket etmek gerektiği şeklindedir. Farklılaştıkları noktalar ise; sosyolojik modelin içinde yaşanılan kültüre, sosyal psikolojik modelin toplumsal durumların yanı sıra istismar edilen çocuğun fiziksel özellikleri, kişilik ve davranışlarına ağırlık vermesidir. Sosyal öğrenme modeli istismar ve ihmal davranışlarında bulunan ana ve babaların kendilerinin de bu tür davranışlara maruz kaldıkları konusuna önem verirken, sosyal etkileşimsel model ebeveynlerin birbirleri ve çocuklarıyla geliştirdikleri etkileşimin önemini vurgulamaktadır.

Çocuk istismarı ve ihmaline yol açan nedenler; sosyo-ekonomik etkenler, ebeveynlerin özellikleri ve çocuğun özellikleri olmak üzere üçe ayrılabilir.

Sosyo-Ekonomik Etkenler

Ekonomik açıdan güçlük içerisinde olan aileler, yaşadıkları sıkıntıyı birbirleri ile olan ilişkilerine yansıtabilirler. Çocuk ihmal ve istismarının alt sosyo-ekonomik düzeyde çok görüldüğü yaygın bir görüştür. Kimi araştırmacılar alt sosyo-ekonomik düzeyde olduğu kadar üst düzeyde de bu olaylara rastlanıldığını, fakat onların bu tür olayları daha kolay gizlediklerini öne sürmektedirler.

Ayrıca düşük gelirli aileler, çocuklarını ek gelir sağlamak amacıyla küçük yaşta çalışmaya teşvik etmekte hatta zorlamaktadırlar. Böylece çocuklar dilencilik, fuhuş ve hırsızlık gibi suçları işlemeye yönelmekte ya da yaşlarına ve bedenlerine uygun olmayan ağır işlerde çalışmak zorunda kalmaktadırlar.

Örnek: trafikte bekleyen arabaların camını silen çocuklar, Bir gün sürücülerden biri, arabasının camını kirlettiğini ileri sürerek dışarı çıkıp onu dövmeye başlar. Kaçarak eve gider fakat evde para bekleyen babası da onu azarlayıp tekrar çalışmaya gönderir.

Sosyal ve çevresel stres yapıcı faktörler ailenin ilişkilerini olumsuz yönde etkilemektedir. Ana ve babanın çevre ile ilişkilerinin biçimi (çevreden kopmuş olmaları vb.) aile işlevlerinin yerine getirilmesinde önemli farklılıklar oluşturmaktadır. Aile çevresinde diğer sosyal içerikli sorunlar ailenin içyapısını etkilemekte, ana ve babanın dayanıklılığı ve sabrı üzerinde olumsuz etkiler yaratarak çocuk istismarı ve ihmaline yol açabilmektedir.

Ebeveynlerin Özellikleri

Ebeveynlerin eğitim düzeyinin düşüklüğü, çocuk gelişimi ve yetiştirilmesiyle ilgili bilgi yetersizliği, ailedeki çocuk sayısının fazla olması, ana ve babanın yaşlarının küçük olması, ana ve babanın çocukluklarında istismar ve ihmale maruz kalmış olmaları, kısıtlı bir sosyal çevrenin olması, aile içi ilişkilerin olumsuzluğu, çocuklardan gerçek dışı beklentilerin olması, ana ve babanın saldırgan oluşu, alkol, uyuşturucu veya ilaç bağımlısı olması, ana ve babaların sorumluluk ve adalet duygularının yeterince gelişmemiş olması, ana ve babaların olgunlaşmamış bir kişiliğe sahip olmaları ve kişiliklerinin bozuk olması gibi özellikler çocuk istismarı ve ihmaline yol açabilir.

Çocuklarına karşı şiddet uygulayan ebeveynlerin saldırgan davranışları birbiriyle ilişkili üç temel faktöre bağlı olarak ortaya çıkmaktadır:

- Birincisi, aşırı duyarlığa ve öfkenin bastırılamamasına bağlı olarak kendini kontrol edememe ya da kontrol etme yetersizliğidir. Çocuklarını istismar eden ebeveynlerin çoğunlukla (diğer ebeveynlere göre) psikolojik çalkantı içinde oldukları ve olumsuz duygusal tepkiler verdikleri gözlenmiştir. Bu kişiler çocuklarıyla iletişimden kaçmakta eğer kaçamazlarsa şiddete başvurmaktadırlar.

- İkinci faktör; yetersiz iletişim ve problem çözme becerisidir. Ebeveynlerin söz konusu yetersizlikleri, onların genel çocuk yetiştirme yaklaşımlarında da bozulma ve sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

- Üçüncü faktör ise; ikinciye bağlı olarak ebeveynlerin çocuklarıyla ilgili olarak empati yetersizliği yaşamaları ve olumsuz bakış açısına sahip olmalarıdır, istismar eden ebeveynler özellikle stres ve kriz durumlarında kendi bireysel ihtiyaçlarına öncelik vermekte; çocukların duygusal ihtiyaçlarını göz ardı etmektedirler. Bu arada ebeveynlerin çocuklarıyla ilgili beklenti düzeylerinin yüksekliği de (onların yaşlarıyla bağlantılı olmayan aşırı olgunluk beklentisi gibi) ebeveynleri saldırgan davranmaya yöneltebilmektedir.

Örnek:

“Her zaman onun en iyisi olmasını arzuladım.”

İstismar eden ebeveynlerin genel özelliklerinden bir diğeri ise çocuklarının hatalı olmadığı durumlarda da onlara ilişkin genelleştirilmiş olumsuz duygulara sahip olmalarıdır. Bu ebeveynler kolaylıkla kontrollerini kaybedip öfkeyle çocuklarına saldırabilirler. Bu yöndeki bakış açısıyla hareket eden ebeveynin çocuğun bakış açısını anlaması ve onun gibi hissetmeye çalışması (empati kurması) mümkün olmamaktadır.

Tüm bu anlatılanlar ebeveynlerin yetiştirilme tarzları, psikolojik sorunları ve eğitimsizliklerine ilişkin nedenlerdir. Türkiye’de şiddetin bir “terbiye” biçimi olarak algılanması, bunun hem aile içinde hem de kamusal yaşamda meşru olarak görülmesi şiddetin hem yeniden üretilmesine, hem de gizlenmesine yol açmaktadır. Ayrıca bütün bunlara eklenen ekonomik yetersizlikler de şiddetin yoğunlaşmasını beraberinde getirmektedir.

Çocukların Özellikleri

Çocuğun fiziksel ve zihinsel özürlü olması, istenmedik bir zamanda doğması veya gayri meşru olması, doğum sırası, yaşı gibi özellikler istismar ve ihmale yol açabilmektedir. Fiziksel veya zihinsel özürlü çocuklar, özellikle güç eğitilebilir olanlar, ölümcül ya da kronik hastalığı olanlar, hiperaktifler, prematüreler, normal doğum kilosundan çok daha düşük ağırlıkta doğmuş olanlar daha fazla istismara maruz kalmaktadırlar, istenmeyen ya da gayri meşru doğan çocuklara karşı tutum ve davranışlar genellikle olumsuz olmakta, çocuklar her türlü hak ve statüden yoksun bırakılmaktadırlar.

İlk doğan çocuklardan ana ve babaların beklentileri daha yüksek olmaktadır. Bu çocuklardan yaşına uygun olmayan davranışlar beklenmektedir. Dolayısıyla çocuklar başarılı olma yönünde baskı duymaktadırlar. Bu bilgilere yaş arttıkça istismarın azaldığı da eklenebilir. Okul öncesi çağı çocuklarda istismar daha fazla görülmektedir.

ÇOCUKLARDA İHMAL

Çocukta ihmal kavramı genel olarak “Çocuğa bakmakla yükümlü olan kişilerin bu yükümlülüğünü yerine getirmemesi, çocuğu fiziksel ya da duygusal olarak ihmal etmesi” olarak tanımlanabilir. Çocuk ihmali (neglect) veya pasif çocuk istismarı ana-baba veya bakıcıların çocuğun iyi yetişmesi, iyi durumda olabilmesi için gerekli temel gereksinimlerini örneğin bakım, koruma, beslenme, giyim, tıbbi bakım ve eğitimini ihmal edilmesidir. İhmal ana-baba ya da bakıcının çocuğa bakma ve koruma yükümlülüklerini gereğince yerine getirmemeleri sonucu ortaya çıkar. İhmal genel olarak iki ana grupta incelenmektedir. 1. Fiziksel ihmal, 2. Duygusal ihmal ve 3.Eğitimsel ihmaldir. Fiziksel ihmal bulgularını saptamak mümkün iken, duygusal ihmale ait bulguların saptanması oldukça güçtür.

Çocuğun beslenme, barınma, giyim, hijyen, oyun, eğitim, güvenlik ve sağlık hizmetini sağlama görevinin reddedilmesi ya da yerine getirilmemesidir. Fiziksel ya da duygusal sağlığa bilinçli ve isteyerek zarar verildiği taktirde “AKTİF” (buluntu bebeklerde olduğu gibi); bilgisizlik, olanaksızlık, umursamazlık gibi nedenlerle oluşursa “PASİF” çocuk ihmalinden söz edilir.

Çocuk İhmali olarak görülen davranışların çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri son yıllarda yapılan araştırmalarla ortaya çıkmaya başlamıştır. Örneğin; Çocuk Suçluluğu üzerine yapılan araştırmalar sonucunda da ailesi tarafından ihmal edilen çocukların suça yönelme olasılıklarının yüksek olduğu belirlenmiştir. Bulgulara göre; çocuklarına karşı ilgisiz, sevgi ve şefkatten yoksun ya da onları açık bir şekilde reddeden annelerin ve babaların çocuklarının üçte biri suça itilirken; bu biçimde davranmayan anne ve babaların çocuklarının 10 da birinin suça itildiği ortaya çıkmıştır. Başka bir araştırma sonucuna göre erkek çocukların suçluluğuna, anneden çok babaların katkıda bulunduğunu göstermektedir.

Yine araştırma sonuçlarına göre “evden kaçma”, çocuğun yetersiz toplumsallaşmasına yol açan ana baba davranışlarına karşı antisosyal olarak nitelendirilebilecek bir davranıştır. Reddeden, ihmal eden, aşırı kısıtlayan, ilgisiz ana baba davranışları arasında sıkı ilişki olduğu saptanmıştır.

Ayrıca çocuk ihmali sonucunda açlık, hipotermi ya da donma nekrozlarının görüldüğü tıbbi araştırmalar sonucunda belirlenmiştir. KAYABEYOĞLU, bu tür vakaların ölümle sonuçlanabildiğini belirlemiştir.

ÇOCUKLARDA İSTİSMAR

Çocuk istismarı, çok geniş anlamda, belli bir zaman dilimi içerisinde bir yetişkin tarafından çocuğun o kültürde kabul edilmeyen bir davranışa maruz kalması şeklinde tanımlanabilir. Bu davranışlar ülke içinde veya ülkeler arasında farklı boyutlarda gözlenebilir.

WHO’nun 1985’de yapmış olduğu tanıma göre ise “çocuğun, sağlığını, fizik gelişimini, psikososyal gelişimini olumsuz yönde etkileyen bir yetişkin, toplumu veya ülkesi tarafından bilerek veya bilmeyerek yapılan davranışlar çocuk istismarı” olarak kabul edilir. Tanım aynı zamanda çocuğun istismar veya şiddet olarak algılamadığı veya yetişkinlerin istismar olarak kabul etmediği davranışları da içine alır. Davranışın mutlak, çocuk tarafından algılanması veya yetişkin tarafından bilinçli olarak yapılması şart değildir. Çocuk istismarı çeşitleri ele alındığında fiziksel, cinsel ve duygusal istismar ile ihmal ayrı ayrı incelenmelidir.

Bir eylem, o eylemi gerçekleştirenin niyetine göre değil, çocuk üzerinde yarattığı etkiye göre tanımlanır.

Çocuk istismarı çocuğa yakın kişilerin yasaklanmış ve önlenebilir bir hareke tinden ya da hareketsizliğinden (harekete geçmemesinden) kaynaklanan zarardır.

Şu özellikler çocuk istismarını belirler;

- Kasıtlı olarak çocuğa zarar verilmesi,

- Sosyal açıdan yasaklanmış bir hareket olması,

- Hareketin istismar olduğu konusunda uluslararası düzeyde ne kadar çok görüş birliği olduğu,

- Zarar verilen çocuk sayısı

1-Fiziksel İstismar (Şiddet)

Şiddet; bir kişiye güç ya da baskı uygulayarak isteği dışında bir şey yapmak ya da yaptırmak, şiddet uygulama eylemi ise zorlama, saldırı, kaba kuvvet, bedensel ya da psikolojik acı çektirme ya da işkence, vurma, yaralama olarak da tanımlanabilir. Dar anlamıyla ele alındığında şiddet, insanın bedensel bütünlüğüne karşı dışarıdan yöneltilen sert ve acı verici bir edim olarak tanımlanır. İnsanın kendine yönelik yıkıcılığını temsil eden intihar (özkıyım) da bu grupta değerlendirilmektedir.

Çocuğa yönelik şiddet, günümüzde en yaygın olan ve meşru görülen şiddet biçimidir. Çocuğa karşı şiddetin yıkıcı etkileri yüzeysel yaralamalardan sürekli fiziksel, bilişsel ve duygusal bozukluğa ve hatta ölümlere yol açabilmektedir. Kinard’a göre çocuklar, olumsuz olayların sonuçlarının kendi kontrolleri dışında olduğu inancını taşırlar. Sosyal roller karmaşıklaştıkça bu rollere daha zor adapte olurlar, daha az anlayış geliştirirler. Duygusal olarak ise, şiddete maruz kalan çocukların çevrelerine daha az güven duydukları ve özellikle başarısız sonuçlar söz konusuysa daha gerçekçi oldukları görülmektedir.1 Ayrıca saldırıya maruz kalan çocukların büyük ölçüde kendilerine zarar verici davranış eğilimleri göstermektedir.

Bu çerçevede modern toplumların üzerinde durması gereken şey, motive edici unsurların kontrol altına alınmaması durumunda, kendileri için şiddetin daima potansiyel bir tehdit unsuru olacağıdır.2

Çocuğa karşı şiddeti açıklamak için bir takım temel yaklaşımlar geliştirilmişse de bu yaklaşımların hiç birisi tek başına çocuğa yönelik şiddetin nedenlerini açıklayamamaktadır. Ancak çocuğuna karşı fiziksel şiddet kullanan anne – babanın, çocukluğunda aynı davranışla karşılaştığı görülmektedir. Ayrıca çalışmalar şiddet eğiliminin nesiller boyunca değişmeden devam ettiğini göstermektedir.

Yapılan bazı araştırma sonuçlarına göre;

Çocuğa karşı şiddetin yaşandığı ailelerde karı – koca çatışması, tatminsiz evlilik gibi özellikler bulunmuş ve aile içinde genellikle sözlü denebilecek bir şiddetin yaşandığı görülmüştür.

Ebeveynlerden birinin üvey olması durumunda çocuğun şiddetle karşılaşma olasılığı fazladır.

Çocuk bakımı ve karar alma konusunda eşit dağılımın yaşanmadığı ailelerde çocuğa karşı şiddet oranı yüksektir.

Ayrıca, büyük ölçüde ailenin yaşadığı sıkıntılar ve ani değişmelerle çocuğa karşı şiddet arasında bir ilişki kurulmaktadır.

Sağlık, ekonomik ve sosyal olanakların elde edilebilirliği ile şiddet arasındaki ilişkiye göre ise, şiddetin yaşandığı ailelerin daha az oranda toplumsal organizasyonlara katıldığı görülmüştür.3

Türkiye’de yapılan çalışmalar ise “özellikle geleneksel aile yapılarında, konuşarak ikna etme yerine fiziksel cezalandırma yöntemlerinin sıklıkla kullanıldığını göstermektedir”4

Çocuğa Karşı Şiddeti Uygulayan Kimlerdir?

Çocuğa karşı şiddeti uygulayan genellikle tanıdığı, evi, okulu, işyeri gibi yakın çevresinde bulunan erişkinlerdir. Aile içi şiddet çocuğa anne, baba ya da evdeki diğer büyükler tarafından, okulda şiddet ise öğretmenler ve diğer görevliler ya da diğer öğrenciler tarafından uygulanmaktadır. Bunlara ek olarak zihinsel ya da bedensel özürlü, hiperaktif ya da uyum güçlüğü çeken çocuklar şiddete daha sık maruz kalmaktadır.5

Aile içinde; anne babanın yaşının çok genç olması, işsizlik, eğitim düzeyinin düşük olması, ekonomik düzeyin düşük olması, ailede uyuşturucu kullanımı ya da alkolizm, aile içi geçimsizlik, çok çocuklu aile ortamı, istenmeyen çocuk olma, anne ya da babada ruhsal bozukluk olması gibi etmenler çocuğa yönelik şiddetin 6artmasına neden olmaktadır.

Okulda ise; çok kalabalık sınıflar, sosyal baskılar, disiplin yöntemi olarak dayağın kabul görülmesi ya da öğretmenin kişilik yapısına bağlı olarak şiddet artabilmektedir.

Bunun yanı sıra çocuklar; kreşler, yuvalar, bakım evleri gibi kurumlarda da şiddete maruz kalabilmektedir. Buralarda uygulanan şiddet diğer yerlerde olduğu gibi fiziksel, duygusal ya da cinsel istismar şeklinde olabilir.

Fiziksel İstismarın (Şiddet) Çocuk Üzerindeki Etkileri

Aile içi şiddetin önemli bir boyutunu oluşturan çocuğa karşı fiziksel ceza toplumuzda oldukça yaygın görülen bir disiplin yöntemidir. Ancak disiplin amacı ile uygulanan fiziksel ceza genellikle fiziksel istismar boyutlarında olmaktadır. Fiziksel şiddet bir kuşaktan diğerine aktarılmaktadır. Sosyal öğrenme teorisine göre çocuklar şiddet kullanmayı ve bunun normal bir davranış olduğunu anne-babalarının davranışlarını gözlemleyerek öğrenir.

Fiziksel (cezanın) çocuk ve ergenler üzerindeki etkileri bir çok sosyal bilimcinin ilgi odağı olmuş ve bu konuda çok detaylı araştırmalar yapılmıştır. Yapılan bazı araştırma sonuçlarına göre;

Fiziksel ceza gören çocuk kaygı yaşamakta ve içine kapanmaktadır. Bu çocukların benlik kavramlarının da olumsuz etkilediği belirlenmiştir.

Fiziksel ceza ile öz saygının azalması ve psikolojik sorunlar arasında olumlu bir ilişki bulunmuştur.

Fiziksel ceza çocukta saldırganlık ve şiddet davranışlarına yol açmaktadır.

Şiddetli bir fiziksel ceza ile karşı karşıya kalan çocuk korkmakta ve kendisini çaresiz ve değersiz hissetmektedir.

Çocukluklarında fiziksel ceza görmüş üniversite öğrencilerinin yoğun kaygı ve depresyon yaşadıkları, sosyal ilişkilerinin olumsuz olduğu belirlenmiştir.

Şiddetli fiziksel cezaya maruz kalan çocuk bunu ebeveynliğin normal bir parçası olduğunu öğrenmekte ve bir yetişkin olarak aynı davranış kalıplarını kendi çocukları üzerinde uygulamaktadır.

Şiddetli cezaya maruz kalanların kendi çocuklarını istismar etme olasılığı, bu tür davranış görmemiş çocuklardan 5 kat daha fazladır.

Aile içi şiddet araştırmaları, çocuk ve ergen yaşta dayağa maruz kalmanın yaşamın sonraki devirlerinde eşe yönelik şiddet olgusunun hazırlanmasında etken olduğunu göstermektedir.

Çocuklukta şiddete maruz kalan çocuk ileriki yaşantısında bunu sadece kendi çocuğuna yönelik olarak değil başkalarına yönelik olarak da kullanmaktadır.

Babanın anneye saldırgan davranışını gören çocuklar, şiddet kendilerine yönelmese bile kurban durumundadır.

Davranış sorunu olan çocuğun, saldırgan davranışları ile ebeveynlerin tutarsız bir disiplin yaklaşımı ve çocuğa ilgi ve desteğin bulunmayışı arasına pozitif bir ilişki vardır.

Çocuklukta karşılaşıla fiziksel ceza sonucunda ilerideki yaşlarda ortaya çıkan saldırganlık davranışları erkeklerde kızlara oranla daha fazladır.

2-Cinsel İstismar

Türk Tabipleri Birliği'ne göre, "Çocuk ve erişkin arasındaki temas ve ilişki, o erişkinin veya başka birinin seksüel stimülasyonu (uyarımı) için kullanılmışsa, çocuğun cinsel istismara uğradığı kabul edilir. Cinsel istismar bir çocuğun bir başka çocuk üstüne belirgin bir gücü veya kontrolü söz konusuysa ya da bariz bir yaş farkı varsa da gerçekleştirilebilir. Bu tanımlama özellikle erişkinler tarafından çocuklar üzerinde oluşturulabilecek her türlü cinsel istismarı kapsamaktadır."

Cinsel istismar, psiko-sosyal gelişimini tamamlamamış ve yaşı küçük olan bir çocuğun bir yetişkin tarafından cinsel uyaran olarak algılanması ve cinsel doyum için kullanılmasıdır.

Cinsel istismar, cinsel açıdan olgun ergen veya yetişkin tarafından zorlama, kandırma, rüşvet, korkutma, tehdit ve baskı yolları ile çocuğa olan sosyal ve spesifik sorumluluklarını ihmal ederek çocukla herhangi bir cinsel eylemde bulunarak cinsel haz alınmasıdır.

Cinsel tacizin tanımı konusunda tartışmalar sürmektedir, ancak çok özetle daha yaşlı ya da otorite konumundaki, ya da güvenilen birisinin gerçekleştirmesi ve bundan doyum sağlaması ile karakterizedir. Cinsel taciz direkt ya da in direkt olabilir.

Cinsel istismar aşağıdaki her bir durumu da kapsamaktadır:

1. Cinsel eylemin herhangi bir araç kullanılarak yapılıp yapılmaması;

2. Genital ya da fiziksel temas içerip içermemesi;

3. Çocuk tarafından başlatılıp başlatılmaması;

4. Zarar vermesi ya da vermemesi.

2. Cinsel İstismar çeşitleri nelerdir?

Temas içermeyen (seksi konuşma, teşhircilik),

Röntgencilik,

Cinsel dokunma (cinsel organlara dokunma),

Oral seks (oral-vajinal, oral-penis, oral-anal),

Interfemoral ilişki (çocuk bacakları arasına penisin yerleştirilmesi),

Cinsel penetrasyon (anal, genital, parmak, cisim),

Cinsel sömürü (pornografi ve çocuk fuhuşu).

Hiç bir çocuk cinsel tacizle başa çıkabilmek üzere psikolojik açıdan hazır olamaz. İki üç yaşındaki çocuk bile, her ne kadar böyle bir olayın yanlış olduğunu bilmese bile, ilerideki yaşlarında yaşadığı bu olaydan dolayı olumsuz bir şekilde etkilenecektir. Beş yaş ve beş yaşın üstündeki çocuklarda, taciz uygulayan kişiyi tanıyorlarsa bir karmaşa yaşamaları normaldir; bu tarz cinselliğin yanlış olduğunu bilmelerine rağmen, cinsel tacizi uygulayan kişiye olan sevgi ve bağımlılıklarından dolayı cinsel tacizi kimseye anlatmazlar.

Çocuk cinsellikten kaçmaya çalıştığında, tacizci genelde çocuğu ya şiddet ya da artık onu sevmeyeceği gibi yaklaşımla tehdit eder. Tacizci aile içinden birisi ise çocuk diğer aile fertlerinin kızacağını, onunla utanç duyacağını düşünür ve hatta bu olayın duyulması durumda ailenin parçalanacağını bile düşünür. Bu tarz düşünceler ve duygular da çocuğun cinsel tacize katlanmasına neden olur. Cinsel tacize uğrayan çocuklarda genelde bazı ortak karakteristikler oluşur; özsaygıları düşük, hiç bir işe yaramama duygusu, seks konusunda tuhaf düşüncelerin oluşması, içine kapanık ve yetişkin insanlara fazla güvenmemek gibi. Hatta bazı çocuklarda intihara teşebbüs bile olabilir. Cinsel tacizi uğrayan bazı çocukların yeni ilişkilerini cinsellik üzerine kurdukları görülmektedir. Bu tarz çocuklar, yetişkin olduklarında genelde ya çocuklara cinsel taciz uyguluyorlar ya da para kazanmak için cinselliklerini kullanıyorlar.

Çoğu zaman cinsel tacizin fiziksel belirtileri yoktur.Ancak bazı durumlarda doktorlar tarafından muayenede bir takım belirtiler bulunabilir. Cinsel tacize uğramış çocuklarda aşağıdaki belirtiler ortaya çıkabilir:

Cinsellik veya seks konularına anormal ilgi gösterme veya tamamen ilgisiz kalma.

Uyku sorunları veya kabus görme.

Depresyon veya aile fertlerinden/arkadaşlarından uzaklaşma.

Vücutlarının kirli olduğu veya cinsel organları bölgesinde bir sorun olduğu gibi düşüncelere sahip olma.

Okula gitmeyi istememe.

Normalin dışında yaramazlık yapma / söz dinlememe.

Yaptığı çizimlerde, oynadığı oyunlarda cinsel tacizi andıran resimler/oyunlar.

Anormal bir şekilde agresif olma.

Cinsel İstismar Konusunda Önyargılı İnanışlar:

Cinsel istismar yalnızca çocuğun hayal gücünde var olan bir şeydir. Çocuklar hikayeler uydururlar.

Çocuk bunu hayal etmiyorsa bile yakın zamanda unutur, bir önemi yoktur.

İstismara uğrayan çocuklar potansiyel kurbandırlar; çekici, küçük, tatlı güzel kızlar; onay bekleyen, kendine güveni olmayan çocuklar; yaramaz çocuklar,ihmal edilmiş gibi.

Çocuklar uslu, akıllı ve açıkgöz olmaları gerektiğini söyleyerek onları korumuş oluruz.

Tehlikeli yerler, özellikle karanlık bastıktan sonra parklar,genel tuvaletler ve boş sokaklardır.

Çocuklar şüpheli görünen yabancılardan ve yaşlılardan uzak durmalıdır.

Kadınlar çocuklara cinsel istismarda bulunmazlar.

İstismar Konusundaki Gerçekler:

Çocuklar istismar hakkında yalan söylemezler. Bu konuda hikaye uyduranlarına çok az rastlanır.

İstismarın kısa ve uzun süreli etkileri çocuğun duygusal ve fiziksel sağlığı açısından çok önemlidir. Böyle bir olay çocuğun tüm yaşamını etkileyebilir.

Çocukların görünüşü ya da davranışı istismara neden olmaz. Anlamını dahi bilmedikleri olayları kışkırtmaktan dolayı çocuklar suçlanamaz.

İstismarla karşılaştığında çocuk bağırarak yardım istemeli, koşarak kaçmalıdır.

İstismarcının tercih ettiği yer genelde çocuğun tanıdığı , bildiği yerlerdir. Okul ve okul çevresi, ev ve okul arasındaki yol, bir arkadaş ya da akrabanın evi, çocuğun kendi evi olabilir. Çocuğun kendini rahat hissettiği anlar; oyun zamanı, banyo zamanı ya da yatma saati istismarcının tercih ettiği zamanlardır.

Olguların %80-95′inde istismarcı, çocuğun tanıdığı biridir. Yirmi- kırk yaşlarında, evli, sosyal hayatı olan, şüphe çekmeyen bir aile babası dahi olabilmektedir.

Kadın istismarcılar erkeklere oranla sayı olarak daha azdır ama vardır.

Aile İçi Cinsel İstismar “Ensest”

Kelimenin Latince aslı incestus olup sıfat olarak pis, kirlenmiş, temiz olmayan anlamına gelmektedir. İsim olarak ta kirlilik, iffetsizlik, uygunsuzluk demektir. Dilimizde karşılığı olmayan bu kelime Arapça’da fücurla karşılanmaktadır. Osmanlı – Türkçe sözlüğünde fücur; günah, zina olarak karşılık bulmaktadır. Türk Dil Kurumu sözlüğünde ise; günahın her çeşidi olarak ifade edilmektedir.

Bu gün bu terim toplumumuzda “evlenmeleri, ahlakça ve hukukça, dince yasaklanmış (nikah düşmeyen) yakın akraba olan kadın ile erkeğin cinsel ilişkide bulunmaları” anlamında kullanılmaktadır.

Ensest geleneksel olarak biyolojik olarak akrabalığı olan aile bireyleri arasındaki ilişki olarak değerlendirilmektedir. Bu ilişki türü tarihte hep yasaklı bir tabu olarak görülmüştür. Klasik ensest ilişki sadece kan bağına dayanmaktadır. Yakın ilişkilerin kurulmuş olduğu ebeveyn bağının ve güvenin oluşmuş olduğu veya ebeveynlerle olan ensest ilişki uzun yıllar boyunca görülmezlikten gelmiştir. Bu nedenle son yıllarda ensestin daha genel bir yaklaşımla çocukta cinsel istismar olarak değerlendirilmesi ve sadece cinsel ilişki dışında daha geniş anlamda cinsel içerikli davranışları da içermesi gerektiği görüşü ağırlık kazanmaktadır.

Ensest vakalarının çoğu annelerin çocuklarındaki davranış sorunları sonucu çocuklarını bir uzmana götürmeleri sırasında araştırmalarla ortaya çıkmaktadır. Olayın kurbanlarının suçluluk, utanma ve dışlanma korkuları olayın bildirilmesini engellemektedir. Bu durum genellikle başka araştırmalar yapılırken rastlantı sonucunda ortaya çıkmaktadır. Günümüzde ise en çok tartışılan olayın sosyo-ekonomik boyutunun olup olmadığı, sosyoekonomik düzeyi düşük ailelerde daha sık yaşanıp yaşanmadığı yönündedir. Ensestin sosyo-ekonomik düzeye bağlı olarak değişip değişmediği konusunda veri bulunamamıştır. Ancak yapılan araştırmalar, aile içi cinsel istismarda kişilik özelliklerinin önem kazandığını göstermektedir. Bunun yanı sıra ensest vakalarının çoğunluğunu baba ensesti oluşturmaktadır. Anne ensesti oldukça nadir görülmektedir.

Ensest konusunda düşünülen risk faktörleri (ensestin olabileceğini düşündüren belirtiler) ise;

Alkolik baba

Alışılmışın dışında şüpheci ya da bağnaz baba

Otoriter baba

Annenin olmayışı ya da ailede koruyucu güç olmayı beceremeyen anne

Annenin ev işlerini yapan ve anne rolünü oynayan kız çocuğu

Anne babanın bitmiş ya da sorunlu cinsel yaşantılarının olması

Babanın kendi kontrolünü sınırlayan faktörler; madde bağımlılığı, psikopataloji, sınırlı zeka

Küçük kızda aniden gelişen baştan çıkarıcı tavırların varlığı

Çocuğun insanlara yakın ilişki kurmasına izin verilmemesi,

Anne babanın yabancılara karşı düşmanca, paranoid tutum içine girmesi,

Anne veya babanın ya da her ikisinin ailesinde daha önce ensest ilişkinin varlığı,

Babanın puberte döneminde kızına karşı aşırı kıskançlık göstermesi.

Ensestin Çocuklar Üzerindeki Etkileri:

Ensestin çocuk üzerindeki etkileri; çocuğun saldırganla olan ilişkisine, seksüel aktivitelerin şekline, çocuğun işbirliğine, şiddet kullanımına, fiziksel zararın varlığına, çocuğun yaşı ve gelişim basamağına ve travma öncesi psikolojik gelişimine bağlı olarak değişmektedir. Ailenin olaya tepkisi de konu üzerinde etkileyici rol oynar.

Cinsel istismara uğramış olan çocuklarda; parmak emme, tırnak yeme, enüresis, enkopresis gibi davranışlara sık rastlanmaktadır. Bunun yanı sıra fobiler ve uyku bozuklukları, kız çocuklarda erkek çocukların yanında güvensizlik ve anksiyete (kaygı) belirtileri, bulantı, kusma, karın ağrıları, baş ağrıları gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Daha büyük çocuklarda; suçluluk hissi ve depresyon görülebilir. Suçluluk hissi, olayın kendisinden değil aile fertleri ile daha sonra yaşanan olaylardan kaynaklanır.

Adolesanlar; okulda akademik ve davranış sorunları, suça eğilim, konversif tablolar, panik ataklar yaşayabilirler (Panik ataklar; homoseksüel saldırı yaşayan erkek çocuklarda izlenir). Kirli ve değersiz olma hissi yaşanabilir. Adolesan kızlar; mazoistik çok eşli cinsel yaşam (bilinçsiz fantezilerine hitap ettiği için) tercih edebilirler. Ayrıca cinsel istismarın; genital hasar, hamilelik ve zührevi hastalık kapma fiziksel zararları da olabilir.7 Yapılan bazı araştırmalarda kadınlarda uyuşturucu bağımlılığının daha yüksek oranda cinsel istismara uğramayan kişilerde ortaya çıktığı, daha sıklıkla frigide, çok eşlilik ve depresyon görüldüğünü ortaya koymuştur.

Bunun yanı sıra cinsel istismarın, kendileri da cinsel istismara uğramış kişiler tarafından sıklıkla yapıldığı da araştırma sonuçlarında ortaya çıkmaktadır. Sonuç olarak cinsel istismar, bireyin ebeveyn ve cinsel olarak fonksiyonlarını etkilemektedir.

Ciddi çocuk istismarı olaylarında, uğranan zararı ortadan kaldırmak ve daha fazla zarar meydana gelmesini önlemek için müdahale önemliyse de, bu son derece zor ve karmaşık bir konudur. Bir çocuk cinsel istismar olayını ilgililere bildirmek, çoğu zaman ek sorunlar yaratacak karmaşık işlemleri de beraberinde getirmektedir. Ensest olaylarında ise resmi işlemlerin başlatılmasının en kötü sonucu ailenin tam anlamıyla dağılmasıdır. Çocuk bir kuruma, baba cezaevine gönderilecek, anne perişan olacak, kendilerini damgalanmış ve suçlu hissedeceklerdir. Dolayısıyla bu tür olaylarda işlemlere başlarken çocuk için doğuracağı sonuçlar göz önünde bulundurularak gerekli değerlendirmeler yapılmalıdır.

Anne Babaların Cinsel İstismara Uğramış Çocuklarına Verebilecekleri Bazı Tepki Önerileri (Çev. Öner, U. ve Akbalık,G.)

Soğukkanlı olun.

Çocuğunuza inanın.

Çocuğunuzu suçlamayın.

Doğru yardım alın.

Çocuğunuza güven verin.

Her şeyi unutmaya çalışmayın.

Merakla gözlemeyin.

Çocuğun olayın iyi yönü hakkında da konuşmasına izin verin.

Fazla koruyucu olmamaya çalışın.

Çocuğunuzu eskisi gibi sevin.

Cinsel istismar hakkında çocuğunuzu eğitin.

Diğer çocuklarınızı unutmayın.

Duygusal İstismar ve Çocuk İhmali

Çocukla sürekli alay etme, aşağılama, çocuktan kapasitesinin ötesinde aşırı beklenti içinde olma, aşırı koruma, bağımlı kılma, aşırı otorite, çocuğun davranışlarıyla uyumsuz ağır cezalandırma ve iz bırakmasa da yüze şiddet uygulama, beslenme, giyim, tıbbi gereksinimler, duygusal ihtiyaçlar, veya optimal yaşam koşulları için gerekli ilgiyi göstermeme gibi eylemler Çocuk İhmali kapsamında değerlendirilmektedir. Bunun yanı sıra, çocuğu terk etme, gereksinimleriyle ilgilenmeme, yok sayma, çocuğun iletişim çabasına tepkisiz kalma da “eylemsizlik biçiminde” Duygusal Çocuk İhmal ve İstismarı olarak da tanımlanmakta ve bu tür ihmal davranışları çocuklar üzerinde olumsuz etkilere neden olmaktadır.

Diğer tüm kötü muamele biçimlerini şemsiye gibi altında toplayan bir olgudur. Tek başına var olduğu gibi fiziksel ve cinsel istismar ile birlikte de bulunabilir. Fiziksel ve cinsel istismarla karşılaştırıldığında duygusal istismar toplumlarda daha yaygın ve ortaya konması güç bir istismar türüdür.

Bu istismar türü, bireyin niteliklerinin değerine, kendisinin önem verdiği kişiler tarafından kabul edilme ve değer verilme, çevrenin iyi ve yordanabilir olarak algılanmasına yönelik bir saldırıdır. Reddetmek, aşağılamak, izole etmek, korkutmak, yıldırmak ve tehdit etmek, suça yöneltmek, kendi çıkarına kullanmak, duygusal gereksinimlerini karşılamamak, zamanından önce yetişkin rolü vermek gibi davranışlar duygusal istimara neden olan davranışlar olarak ele alınmaktadır. Görüldüğü gibi bu tür davranışlarda ilgisizlik ve kayıtsızlık olduğu için duygusal ihmal de söz konusu olmaktadır.

Çocukların kızgınlık, hüzün, korku, suçluluk, utanma, huzur ve neşe gibi duygularını ve heyecanlarını alay konusu etmek, ciddiye almamak ya da bu duyguları ifade etmelerine izin vermemek, onların bu tür duygularında bir bozukluk olduğu izlenimini verir. Çocukların yetişkinler gibi düşünüp duygulanmaları beklenir. O kültüre ve topluma uygun olan duygu ve heyecanların ifadesine izin verilir, diğerleri kınanır ve sindirilir.

Ana ve baba duygu ve heyecanlarını tanıyan ve ifade eden kişilerse bunu çocuklarına da öğretebilirler. Aksi durumda ise çocukların duygu ve heyecanları reddedilir ve onlar da normal olmadıklarını düşünerek hem duygularından hem de kendi öz benliklerinden uzaklaşırlar.

- Ana baba çocuğu reddediyorsa,

- Ana baba çocuğu küçük düşürüyor ve sertçe eleştiriyorsa,

- Ana baba çocuğun sosyal yaşamla bağlarını kopararak onu toplumdan yalıtıyorsa,

- Ana baba çocuğu diğer kardeşlerin içinde, uygulanacak cezalarda hedef haline getiriyorsa bir başka ifadeyle çocuk günah keçisi haline getirilmişse,

- Ana baba çocukla alay ediyor ya da onu küçük düşürücü isimlerle çağırıyorsa,

- Ana baba çocuğun kontrolü dışında gelişen olaylardan dolayı onu suçluyorsa,

- Ana baba çocuktan yaşına ve rolüne uymayan isteklerde bulunuyorsa,

- Ana ya da baba çocuğun velayetine sahip olan diğer ebeveyni çocuğun görmesine izin vermiyorsa,

- Ana baba çocuğun olumlu davranışlarını görmeyerek yalnızca olumsuz davranışları üzerinde duruyorsa,

- Ana baba gülümsemek, çevreyi keşfetmeye çalışmak gibi normal davranışlarında çocuğu cezalandırıyorsa,

- Ana baba çocuğa topluma ters düşen, ahlak veya hukuk kurallarını ihlal eden davranışlar öğretiyorsa duygusal istismara yol açan davranışlarda bulunuyor demektir.

Ekonomik İstismar

Çocukların çalışma nedenleri, Türkiye’nin sosyal, ekonomik kültürel sorunları ile yakından ilgilidir. Gelir dağılımındaki giderek artan adaletsizlik, yaygınlaşan yoksulluk, köyden kente hızlı bir şekilde göç ve bunun sonucunda ortaya çıkan toplumsal ve ekonomik sorunlar, kaçak işçiliğin artması, çocuk emeğinin ucuz olması ve işverenin de ucuz iş gücünü tercih etmesi sonucunda çalışan ya da çalışma hayatına itilen çocuk sorunu ortaya çıkmaktadır.

Çalışan çocuk, yaşadığı bölgede yoksullaşan, o bölgede yaşama olanağı kalmadığı için göç eden; ama göç ettiği bölgede de aradığını bulamayan ailelerin çocuklarıdır. Çalışan çocuk ailesi yoksul olduğu için okuldan ayrılmış, yoksulluk koşullarında yaşamını sürdürebilmek ve yoksullukla savaşımında ailesini destekleyebilmek için üretime katılmak zorunda kalmış çocuktur. Çalışan çocukların ailesinin eğitim düzeyi düşüktür. Aileler genellikle çok çocukludur. Ailede genellikle birden fazla çocuk üretim sürecine katılmıştır. 8

Çocuklar, çalıştıkları sektörler ve çalışma şekilleri ne olursa olsun, çalışma hayatının ortak risk ve tehlikeleri ile karşı karşıya kalmaktadır. Çalışılan ortam ve yapılan işler genellikle çocuklara uygun değildir ve çocukların fiziksel ve ruhsal sağlığını tehdit eder niteliktedir. Çocuklar; çocukluklarını yaşayacakları, eğitim görecekleri yaşlarda bu haklardan yoksun kalmakta ve ekonomik istismar ve sağlıksız koşullarda çalıştırılmaları nedeni ile sağlık sorunları yaşayabilmektedir.

TÜRKİYE ‘DE ÇOCUĞUN DURUMU VE ÇOCUK İSTİSMARI

Ülkemizde genel olarak şiddet olgusunun çok yoğun olarak yaşandığını söylemek mümkündür. En ufak anlaşmazlıkların bile yumruklarla çözülmeye çalışıldığını sıklıkla görürüz. Aynı şekilde bu şiddet olgusu, aile içinde de ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.

İstismar olgusunun incelenmesinde aile içi şiddetin oluşmasına zemin hazırlayan faktörlerin önemi çok büyüktür. Ülkemizdeki en önemli faktörlerden birisi de göçler ve göçlere bağlı gecekondulaşma, uyum sorunu ve refah düzeyinin yetersizliğidir.

Çocuk istismarında ve çocuğun yetiştirilmesinde olumsuz faktörlerin başında gelen genç yaşta anne baba olma kavramı da Türkiye’de yaygın olarak görülmektedir. Ayrıca akraba evliliklerinin sıklığı da sağlık sorunlarına yol açmakta, anomalili, engelli çocuk doğumlarına neden olmaktadır. Bu çocukların bakımlarında karşılaşılan güçlükler ise çocuğun şiddete maruz kalma riskini artırmaktadır.

Ülkemizde çocukların durumu ve çocuk istismarının temellerini belirleyen etkenleri şu şekilde sıralayabiliriz :

yüksek doğurganlık ve özellikle son 10 yılda yaşanan hızlı göç

yaşam kalitesindeki düşüklük, sağlıksız kentleşme

sağlık hizmetleri örgütlenmesinin yetersizliği

ülkenin genel olarak yaşadığı ekonomik, siyasal ve toplumsal sıkıntılar

toplumsal kültürde ve aile içinde şiddet kullanımının yaygınlığı, olağanlaşmış olması

şiddetin devletten ve toplumdan bireye, anne-babadan ve öğretmenden çocuğa yönelmesi ve çocuk büyüdükçe de aynı kısır döngünün kırılamayarak devam etmesi

Okul çocukların her türlü istismardan, şiddetten, kazalardan korunabilecekleri güvenli bir yer olmalıdır. Bunun için de öncelikle öğretmenlerin çocukların koruyucuları olarak davranmaları ve onların haklarını okul içinde güvenceye almaları söz konusudur. Ayrıca özürlü çocuklar gibi özel gereksinimi olanlar için destekleyici ve sıcak ortamlar oluşturulmalıdır.

Öğretmenler çocukların kendilerine güvendikleri ortam içerisinde, onların temel haklarını öğrenmelerine yardımcı olmalıdır. Öğretmenler çocukların kendilerini ilgilendiren işlemler sırasında görüşlerini almaya bir başka ifadeyle katılım haklarını kullanmalarına özen göstermelidir. Öğretmenler çocukların kendilerini koruma becerilerini geliştirmelerine yardım etmelidir. Çocukların temel haklarını öğrenmelerinin yanı sıra kendilerine zarar verebilecek davranışların neler olduğunu bilmelerine ve bu bilgileri birbirleriyle iletişimlerinde de kullanmalarına dikkat etmelidirler. Bunun için de öncelikle kendi davranışlarına özen göstermeli, şiddete ve fiziksel cezalara yer vermeden, öğrencilerdeki istenmeyen davranışların ortadan kalkmasını sağlamalıdırlar.

Yukarıda özetlendiği şekilde davranmaları beklenen öğretmenler, sınıflarında bulunan bir çocuğun istismar edilip edilmediğini aşağıdaki şekillerde anlayabilirler:

- Çocuğun kendisinin durumu hakkında öğretmeni ile konuşmasıyla,

- Çocuğun bir yakını ya da bir arkadaşının, çocuğun öğretmeni ile konuşmasıyla,

- Öğretmenin çocuğun davranışlarındaki değişikliği gözlemesi ile

- Öğretmenin çocuktaki morluk, şişlik, kırık, çıkık, yanık gibi fiziksel belirtileri görmesi ile. Fiziksel istismar sonucunda morarma, şişme, kırık, çıkık, yanık gibi yaralanmalar, ihmal sonucunda kronik hastalıklar ve çocukların bakımsız bir şekilde kirli, eski, mevsim şartlarına uymayan giysilerle okula gelmesi söz konusu olmaktadır.

Ayrıca aileleri tarafından istismar ve ihmale uğrayan çocuklarda, sinirlilik, çabuk öfkelenmek, arkadaşlarına, öğretmenlerine ve çevresinde bulunan diğer insanlara karşı sözle ya da davranışla saldırılarda bulunmak, çevresinde bulunan eşyalara zarar vermek, aşırı davranışlarda bulunarak dikkat çekmeye çalışmak gibi aşırı dışa dönük ve saldırganca davranışlar ya da aşırı çekingen ve utangaç olmak, arkadaş edinememek, yetişkinlere güvenmemek, onlarla ilişki kurmaktan kaçınmak, onların isteklerine boyun eğmek ve yetişkinlerin kendisine dokunmasından ürkmek, neşesizlik ve sürekli tedirgin olmak gibi pasif davranışlar gözlenebilir.

Bu çocuklarda, kendine güvensizlik, kendini yeterli, değerli ve başarılı bulmamak (düşük benlik saygısı), derslerde başarısızlık ya da başaramamaktan korkmak, okula geç gelmek, okuldan kaçmak ya da inandırıcı olmayan nedenlerle derslere devamsızlık, okulda uyumak, okula çok erken gelmek ve çok geç ayrılmak (ev ortamından uzak olmayı tercih etmek), sınavlar sırasında aşırı heyecanlı olmak, ödevlerini yapmamak ya da gereken özeni göstermemek, okulda düzenlenen etkinliklere katılmamak gibi belirtiler gözlenebilir. Bu çocukların durumu, okulda rehberlik servisleri tarafından uygulanan test ve test dışı teknikler aracılığıyla da ortaya çıkabilmektedir.

İstismar ve ihmal edilen çocuklarda görülen diğer belirtiler ise, konuşma güçlüğü ve kekemelik, tırnak yemek, parmak emmek, tikler, altını ıslatmak, nedensiz ağlamalar, fobiler, yalan söylemek, hırsızlık yapmak, uyku bozuklukları, iştah kaybı ya da aşırı yemek yemek, sallanmak, mide bulantısı, karın ağrısı ve baş ağrısıdır.

Çocuklarını istismar eden ana ve babaların, öğretmenlerce gözlenebilecek davranışları ise şunlardır:

- Çocuğa karşı ilgisizdirler. Okul tarafından düzenlenen toplantılara ve diğer etkinliklere ya çok az katılım gösterirler ya da hiç katılmazlar.

- Çocuğu bir yük ya da değersiz bir varlık olarak görürler.

- Öğretmene, eğer çocuğu sınıfta yaramazlık yaparsa onu sert bir şekilde cezalandırabileceğini söylerler.

Öğretmenin çocuk istismarı ve ihmali olaylarında ana ve babalarla konuşması gerekmektedir. Ailelere karşı açık ve dürüst olunmalı, alınan her karar onlara açıklanmalıdır. Bütün bunlar yapılırken uzman yardımı mutlaka alınmalıdır.

Cinsel ihmal konusunda ise çocuklara cinsellikle ilgili bilgilerin öğretmenler tarafından verilmesi, verilen bilgilerin anneyle paylaşılması ve sorutabilecek soruları aynı şekilde karşılaması için annenin donanımlı olmasını sağlamak gerekmektedir. Öğretmenler konuyu bilseler bile bunları öğretme yöntemleri hakkındaki bilgileri sınırlı olduğu için rehberlik servislerindeki uzmanların yardımını almalıdırlar.

Bu problemlerin çözümü ise gerek gönüllü kuruluşların çalışmaları, gerekse devletin üstüne düşen sorumluluğu yerine getirmesiyle mümkün olacaktır. Dolayısıyla büyük ve kapsamlı işbirliklerine gereksinim duyduğumuz görülmektedir.

KAYNAKÇA

1. “Aile İçinde ve Toplumsal Alanda Şiddet” T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Yayınları. Bilim Serisi 113, Ankara – 1998

2. ARAL, Neriman. “Fiziksel İstismar ve Çocuk” Tekışık Veb Ofset Tesisleri, Ankara – 1997

3. ATAUZ, Sevil. “Kitle İletişim Araçlarında Çocuk İstismarı ve İhmali” Çocuk İstismarı ve İhmali, Çocukların Kötü Muameleden Korunması 1. Ulusal Kongresi, Gözde Repro Ofset, Ankara – 1991

4. BAYHAN, Pınar. “Sosyal Hizmet Dergisi” Sayı 8, Ankara – 1998

5. BİLİR, Şule; ARI, Meziyet; DÖNMEZ, Necati; GÜNEYSU, Sibel. “4 – 12 Yaşları Arasında 16.100 Çocukta Örselenme Durumları İle İlgili Bir İnceleme” Çocuk İstismarı ve İhmali, Çocukların Kötü Muameleden Korunması 1. Ulusal Kongresi, Gözde Repo Ofset, Ankara – 1991

6. BULUT, Işıl. “Genç Anne ve Çocuk İstismarı” Bizim Büro, Ankara – 1996

7. CILGA, İbrahim. “Türkiye’de Çocuk Hakları Çalışmaları” Cumhuriyet ve Çocuk 2. Ulusal Çocuk Kültürü Kongresi, Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara – 1999

8. CÜCELOĞLU, Doğan. “İnsan Davranışı – Psikolojinin Temel Kavramları” 2. Basım, Remzi Kitapevi, İstanbul – 1991

9. DALY, M; WİLSON, M. “Discriminative Parental Soliciute: A Biological Perspective” Journal of Marriage and Family, 1980, V.42

10. DİRİK, Musa. “Aydın’da Cinsel Suçların Profili” Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Adli Tıp Ana Bilim Dalı Uzmanlık Tezi, Aydın – 2003

11. ELLİOT, M; BROWNE, K; KİLCOYNE, J. “Child Sexual Abuse Prevention: What Offendes Tell Us” Child Abuse & Neglect, 1995

12. EPÖZDEMİR, Serhat B; KARATEPE, Mehmet. “Aydın’da Sokakta Çalışan Çocuklar” SHÇEK. Aydın İl Müdürlüğü Yayınlanmamış Araştırma, Aydın – 2003

13. ERKMAN, Fatoş. “Çocukların Duygusal Ezimi” Çocuk İstismarı ve İhmali, Çocukların Kötü Muameleden Korunması 1. Ulusal Kongresi, Gözde Repro Ofset, Ankara – 1991

14. İZMİRLİ, Müge; POLAT, Neşe. “Çocuk Forumu Dergisi” Nisan, Mayıs, Haziran Cilt 4, 2001 – 2.

15. KAĞITÇIBAŞI, Çiğdem. “İnsan, Aile, Kültür” Remzi Kitapevi, İstanbul – 1990

16. KARS, Özcan. “Çocuk İstismarı: Nedenleri ve Sonuçları” Ankara – 1996

17. KOŞAR, Nesrin G. “Sosyal Hizmetlerde Aile ve Çocuk Refahı Alanı” Yargıçoğlu Matbaası, Ankara – 1989

18. KOZCU, Şeyda. “Çocuk İstismarı ve İhmali” Aile Yazıları 3, Birey Kişilik ve Toplum. T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Bilim Serisi: 5/3, Devran matbaası, Ankara – 1990

19. NAİM, Ali İnan. “Çocuk Hukuku” İstanbul – 1968

20. ONURSAL, Betül; SAYIATA, Sevgi Usta. “İstanbul Barosu Çocuk Merkezi Yayınları” İstanbul – 2002

21. ÖZÖN, M. N. “Osmanlı – Türkçe Sözlük” İstanbul – 1983

22. POLAT, Oğuz. “Tıbbi Açıdan Çocuk Hakları ve Çocuk İstismarı” Cumhuriyet ve Çocuk, 2. Ulusal Çocuk Kültürü Kongresi, Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara – 1999

23. ŞAHİN, Figen; BEYAZOVA, Ufuk. “Milli Eğitim Dergisi” Temmuz, Ağustos, Eylül – 2001

24. ULUĞTEKİN, Sevda. “Hükümlü Çocuklarda Yeniden Toplumsallaşma” Ankara – 1991